Kamulaştırmasız El Atma Davaları

ORMAN ŞERHİ KONULAN TAPULU TAŞINMAZLAR İÇİN TAZMİNAT
Tapu maliklerinin, gerek kadastro tespiti sonucu kendi adlarına veya ataları adlarına tespit görüp kesinleşen ve uzun süre kullanımlarında bulunan, gerekse üçüncü şahıslardan tapuda satın ve devir aldıkları taşınmazları üzerine, Orman İdaresi tarafından "orman" şerhi konulması uygulaması ile karşı karşıya kalan bir çok taşınmaz sahibi bulunmaktadır.
Bu uygulama ile karşı karşıya kalan tapu maliklerinin "mülkiyet hakları", uzun yıllar göz ardı edilmiştir.
Çok ciddi mağduriyetler olması nedeniyle, akademik içerik yerine, örneklerle çok sade bir şekilde, okuyucuyu aydınlatmaya çalışacağım.
Tapusu, orman olduğundan bahisle iptal edilen taşınmazlarla ilgili, 2010 yılı başlarında çok az da olsa emsal karar olmasına rağmen, tapusu iptal edilmeyip orman şerhi konulan taşınmazlarla ilgili emsal bir karar mevcut olmadığından, bu alan üzerinde tarafımızca çalışma yürütülmüştür.
Bu kapsamda yürüttüğümüz bir dava dosyası kapsamında, yol gösterici olacak şekilde, aşağıda mevcut Yargıtay 20. Hukuk Dairesi kararı ortaya çıkmıştır :

T.C.
YARGITAY
20. Hukuk Dairesi
ESAS NO: 2011/11557
KARAR NO: 2011/11889


Y A R G I T A Y İ L A M I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Sapanca Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 12/05/2011
NUMARASI: 2011/4-2011/164
DAVACI: S. S. Ş. Vekili Av.Özgür Eray Taş
DAVALI: Hazine
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R Davacı S. S. Ş. 12.05.2011 tarihli dilekçesiyle Hazineyi davalı olarak gösterip, Sapanca ilçesi Dibektaş köyü 463 parsel sayılı 5650 m2 yüzölçümündeki taşınmazın tapuda kendi adına kayıtlı olduğu, taşımazın 27.12.2010 tarihinde üçüncü kişiye satmak istediğinde tapu kaydının beyanlar hanesinde orman ile ilgisi olduğuna ilişkin şerhi gördüğünü, bu şerhin mülkiyet hakkını kısıtladığı, çekişmeli parselin orman tahdidi içinde kalmakla tapu kaydının hukuken değerini yitirdiği, tapu kaydının ayrıca iptaline gerek kalmadığı, şerh nedeniyle zarara uğradığı,çekişmeli parselin orman sınırları içinde kalması nedeniyle uğradığı zararın şimdilik 10.000,00.-TL.'sinin davalıdan alınarak kendisine verilmesini istemiş, davayı 22.04.2011 tarihinde ıslah ederek miktarı 113.000,00.-TL.'ye yükseltmiştir. Mahkemece davanın KISMEN KABULÜNE, 90.000,00,-TL. tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir. Dava dilekçesindeki açıklamaya ve dosya kapsamına göre dava, orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı ve tapu kaydının beyanlar hanesinde yer alan orman şerhi nedeniyle uğradığı zararın tazmini isteminden kaynaklanmaktadır. Sapanca ilçesi Dibektaş köyünde 1974 yılında yapılıp, 11.02.1975-13.03.1975 tarihleri arasında ilan edilen kadastroda, Kızıltepe mevki 463 parsel sayılı 5650 m2 yüzölçümündeki taşınmaz tarla niteliğiyle, 155 yazım numaralı vergi kaydı ve zamanaşımı zilyetliği nedeniyle F. K. adına tesbiti kesinleşerek tapuya kayıt edilmiş, 20.06.1991 tarihinde 661 yevmiye ile S. Ş.e geçmiştir. Mahkemece, davacının çekişmeli parseli satın aldığı tarihte tapu kaydında mevcut olmadığı halde, daha sonra tapu kaydına yazılan 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi hükmüne göre Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığına ilişkin şerh nedeniyle değerinin azaldığı, tapuya güven ilkesi gereğince davacının bilirkişi raporlarıyla belirlenen zararının tazminine karar verilmişse de, çekişmeli parselin dosyaya getirtilen tapu kaydı örneğinde orman ya da 2/B şerhi bulunmadığı gibi, mahkemece bu şerh nedeniyle çekişmeli parselin değerinde ne miktarda azalma olduğu yöntemince saptanmamış, parselin tamamının değeri emsal taşınmazlara göre belirlenerek, bu bedelin tazminine karar verilmiş, çekişmeli parselin tapu kaydının beyanlar hanesine yazılan şerh nedeniyle, değeri ne kadar düşerse düşsün, tapu kaydı iptal edilmediği sürece, davacının zararının hiçbir zaman parselin tamamının gerçek değerine ulaşmayacağı gözetilmemiş, parsel imar planı içinde yer almadığı halde emsalleri ile kıyaslamaya dayanan emlak bilirkişisinin raporu esas alınarak hüküm kurulmuş, değerin tesbitinde gelir metodu kullanılmamış, bu şerhin yasal olup olmadığı ya da adli yargıda açılacak dava ile kaldırılıp kaldırılmadığı irdelenmeden davanın kabulüne karar verilmiştir.
O halde; mahkemece, öncelikle taşınmazın el değiştirme öncesi ve sonrasında beyanlar hanesindeki şerhleri gösteren tapu kütüğü onaylı fotokopisi getirtilerek, tapu kaydının beyanlar hanesine mülkiyet hakkını kısıtlayan, taşınmazın orman sınırları içinde kaldığı ya da 6831 sayılı Yasanın 2/B uygulamasıyla Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığına ilişkin şerh yazılıp yazılmadığı, yazıldı ise ne zaman yazıldığı, tapu malikleri tarafından, bu şerhin kaldırılması istemiyle tapu müdürlüğüne ya da mahkemeye başvurulup başvurulmadığı araştırılmalı, mülkiyeti kısıtlayıcı bir şerh yazılmadığı belirlenecek olursa,taşınmazın değerinde bir eksilme meydana gelmeyeceğinden davanın bu nedenle reddine karar verilmeli, yine, davacının parseli satın almasından sonra tapu kaydının beyanlar hanesine bu yönde bir şerh yazılsa dahi, tapu maliklerinin bu şerhin kaldırılması istemiyle İdareye ya da mahkemeye başvurup vurmadığı araştırılarak, böyle bir başvuru ya da dava var ise neticesi beklenmeli, dava ya da başvuru yok ise davacının zararının henüz oluşmadığı, dava açmakta hukuki yarar bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmeli, Böyle bir başvuru yapılmış ya da dava açılmışda red edilmişse, tapuya konulan böyle bir şerh nedeniyle az veya çok bir zararın oluşacağı,Mülkiyet Hakkı Anayasanın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan yasalarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Yasa ile değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesiyle de güvence altına alındığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), TURGUT VE DİĞERLERİ-TÜRKİYE Davası kararında, Devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının, orantısız bir müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnai şartların bulunmadığına işaret ederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin kurulamamasını ihlal nedeni olaraksaydığı, KÖKTEPE-TÜRKİYE davasında ise, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak, gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının 1 No.'lu Ek Protokol'ün 1.maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatarak, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden,mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ifade ettiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.11.2009 gün ve 2009/4-383 E., 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4-349 E. 2010/318 K sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi,tapu işlemleri kadastro tesbit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan, T.M.K. m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekeceği, burada Devletin kusursuz sorumlu olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin,Medeni Yasanın 1007 maddesi gereğince, zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabileceği gözetilerek, Tapusu iptal edilen taşınmaz zeminin arazi,başka deyişle tarım alanı olduğu belirlendiği taktirde net gelir esas alınarak, arsa niteliğinde olduğu belirlendiği taktirde de, tapusu iptal edilen taşınmazın değeri emsal karşılaştırması yapılarak değer belirlenmeli, daha sonra parselin tapu kaydına2/B şerhi ya da orman şerhi yazılması nedeniyle değerinde azalma olup olmadığı objektif ölçütlere göre saptanarak tapusu iptal edilen kişilerin gerçek zararları tesbit edilmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin eksik araştırma ve incelemeyle hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Hazinenin temyiz itirazlarını kabulü ile hükmün BOZULMASINA20/10/2011 günü oybirliği ile karar verildi.

Emsal teşkil edecek bu karar ile, tapusu iptal edilmeyen tapu maliklerinin de mülkiyet hakkı ihlali nedeniyle tazminat davası açabilecekleri netleşmiştir.
Belirtmemiz gerekir ki, taşınmazlarına orman şerhi konulan tapu maliklerinin açmaları gereken davanın hukuki nitelemesi, yukarıdaki emsal kararda görüleceği üzere, Türk Medeni Kanunu'nun 1007. Maddesi kapsamında olmasına rağmen, sonraki yıllardaki Yargıtay görev dağılımı nedeniyle bu kapsamdaki dava dosyalarını inceleme yetkisi, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinden Yargıtay 5. Hukuk Dairesine verilmiştir.
Yeni oluşan bir alan olması nedeniyle, Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, orman şerhi konulan taşınmazlarla ilgili olarak, kısa bir dönem, aşağıda görüleceği üzere, çelişkili kararlar vermiştir. Çelişki ile ifade etmek istediğimiz husus, davanın hukuki nitelemesi ve husumete dair yorumdur. Aşağıdaki iki adet Yargıtay kararı, üç ay ara ile aynı mahiyetteki davalar için verilmiş kararlardır. İkinci karar, tarafımızca yürütülen bir dava dosyası için verilmiştir. Görüleceği üzere, ilk kararda orman şerhi hususu, TMK 1007 kapsamında değerlendirilmiş iken, ikinci kararda kamulaştırmasız el atma olarak değerlendirilmiştir. Yine, ilk kararda Hazine yasal hasım iken, ikinci kararda Orman Genel Müdürlüğü yasal hasım kabul edilmiştir.

KARAR-I
T.C.
YARGITAY
5. HUKUK DAİRESİ
E. 2013/30494
K. 2014/7991
T. 24.3.2014
• TAPU SİCİLİNİN HATALI TUTULMASI NEDENİYLE ZARARIN TAHSİLİ İSTEMİ ( Taşınmazın Eylemli Orman Sahasında Kalan Kısmı İle İlgili Olarak Hatalı Sicil Oluşturulduğu - Taşınmazın Orman Sınırları İçersinde Kalan Kısmının Vasfının Belirleneceği )
• TAŞINMAZ VASFININ BELİRLENMESİ ( Taşınmazın Eylemli Orman Sahasında Kalan Kısmı İle İlgili Olarak Hatalı Sicil Oluşturulduğu/Tazminat Talebi - Mahalli Keşif İle Değerin Belirleneceği/Hazineden Tahsili İle Taşınmazın Hazine Adına Tescil Edileceği )
• BİLİRKİŞİ RAPORU ( Taşınmazın Eylemli Orman Sahasında Kalan Kısmı İle İlgili Olarak Hatalı Sicil Oluşturulduğu/Tazminat Talebi - Mahalli Keşif İle Değerin Belirleneceği/Hazineden Tahsili İle Taşınmazın Hazine Adına Tescil Edileceği )
• ORMAN NİTELİĞİNDEKİ TAŞINMAZ ( Taşınmazın Eylemli Orman Sahasında Kalan Kısmı İle İlgili Olarak Hatalı Sicil Oluşturulduğu/Tazminat Talebi - Taşınmazın Orman Sınırları İçersinde Kalan Kısmının Vasfının Belirleneceği )
4721/m.1007
ÖZET : Dava, tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Devlet Ormanı olarak tahdit edilen sahada kalan taşınmazın bulunduğu bölgede daha sonra yapılan genel arazi kadastrosunda bu sınırlar dikkate alınmayarak dava konusu taşınmazın eylemli orman sahasında kalan kısmı ile ilgili olarak hatalı sicil oluşturulduğu ve kesinleşen ikinci orman tahdit çalışmasında da taşınmazın bir kısmının Devlet ormanı olarak tahdit edilmesi suretiyle davacı adına olan tapu kaydının hukuki değerini yitirdiği, böylece yok hükmünde olduğu tartışmasızdır. Tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan iş bu davada Mahkemece dava konusu taşınmazın orman sınırları içersinde kalan kısmının arsa mı, arazi mi vasfında olduğu belirlenip, refakate resen alınacak bilirkişi kurulu eşliğinde mahallinde keşif yapılarak taşınmazın dava tarihindeki değeri belirlenip, bedelinin davalı Hazineden tahsili ile taşınmazın, orman niteliği belirtilmek suretiyle Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekir.
DAVA : Dava, tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK'nun 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine kararverilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
KARAR : Dosyada bulunan kanıt ve belgelerden;dava konusu taşınmazın bulunduğu İzmir ili, M... İlçesi, Y... Köyünde ilk olarak 1949 yılında yapılan orman tahdit çalışmalarında dava konusu taşınmazın bulunduğu sahanın K... Devlet Ormanı olarak tahdit edilip, tahdidin itirazsız olarak kesinleşmesinden sonra, 1966 yılında yapılan genel arazi kadastrosunda, kesinleşen orman tahdit çalışmaları dikkate alınmaksızın 226 parsel sayılı taşınmazın ilk maliki S. B adına tespit ve tescil edildiği, davacının da söz konusu taşınmazı tapu kaydında orman olduğuna dair herhangi bir şerh bulunmaksızın satın almasından sonra, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede 6831 sayılı Yasa uyarınca yapılan orman kadastrosu ve 2/B uygulamasında, taşınmazın bir kısmının devlet ormanı bir kısmının da 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi uyarınca Hazine lehine orman sınırları dışına çıkarılacak yerlerden olduğu belirlenerek,1998 yılında yapılan bu aplikasyonun itirazsız olarak kesinleşmesi üzerine tapu kaydına 2009 yılında orman ve 2/B sahası olduğuna dair şerh konulduğu , dava konusu taşınmazın eylemli orman alanı içersinde kalan 934,71 metrekarelik kısmının tapuda davacı adına kayıtlı olmakla beraber hukuki değerini yitirdiği anlaşılmıştır.
4721 sayılı TMK'nun 1007. maddesinde "Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet Sorumludur. Devlet Zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder " hükmü yeralmakta olup, tapu işlemleri kadastro tesbiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden sıralı işlemler olup, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri birbütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK'nun 1007. maddesi anlamında Devlet sorumludur.
Dava konusu somut olayda, öncesinde Devlet Ormanı olarak tahdit edilen sahada kalan taşınmazın bulunduğu bölgede daha sonra yapılan genel arazi kadastrosunda bu sınırlar dikkate alınmayarak dava konusu taşınmazın eylemli orman sahasında kalan kısmı ile ilgili olarak hatalı sicil oluşturulduğu ve 1998 yılında yapılıp kesinleşen ikinci orman tahdit çalışmasında da taşınmazın bir kısmının Devlet ormanı olarak tahdit edilmesi suretiyle davacı adına olan tapu kaydının hukuki değerini yitirdiği, böylece yok hükmünde olduğu tartışmasızdır.
Bu durumda, mahkemece tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan iş bu davada Mahkemece dava konusu taşınmazın orman sınırları içersinde kalan kısmının arsa mı, arazi mi vasfında olduğu belirlenip, refakate resen alınacak bilirkişi kurulu eşliğinde mahallinde keşif yapılarak taşınmazın dava tarihindeki değeri belirlenip, bedelinin davalı Hazineden tahsili ile taşınmazın, orman niteliği belirtilmek suretiyle Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması,
Doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarıyerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 24.03.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.(Kaynak: Kazanci)

KARAR-2
T.C.
YARGITAY
5. Hukuk Dairesi
ESAS NO: 2014/2688
KARAR NO: 2014/15821

 

Y A R G I T A Y İ L A M I

MAHKEMESİ: Sapanca Asliye Hukuk Mahkemesi

TARİHİ: 10/10/2013
NUMARASI: 2012/608-2013/389
DAVACI: Ş F S Vek.Av.Özgür Eray Taş
DAVALI: Hazine Vek.Av.R Ö Taraflar arasındaki kesinleşen orman tahdit sınırları içerisinde kalan taşınmaz bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi, davalı Hazine vekilince verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:


- K A R A R –


Dava, kesinleşen orman tahdit sınırları içerisinde kalan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekilince temyiz edilmiştir. Dosyada bulunan kanıt ve belgelere göre; dava konusu taşınmazın 1957 yılında yapılan tapulama çalışmaları sonucunda H K isimli şahıs adına tescil edildiği, davacının da satın almak suretiyle 23.11.1992 tarihinde taşınmaza malik olduğu, taşınmazın bulunduğu bölgede yapılan orman kadastrosu çalışmaları sırasında taşınmazın Anbarlıköprü Devlet Ormanı sınırları içerisinde kaldığının tespit edildiği ve bu nedenle taşınmazın tapu kaydı üzerine 09.04.1993'te satılamaz şerhinin konulduğu anlaşılmıştır. Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır. (Anayasa Md. 35/1, AİHS Ek Prot. 1-1). Türk Medeni Kanununun683. maddesinde de bir şeye malik olan kimsenin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi belirtilmiş, malikin malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava konusu edebileceği hüküm altına alınmıştır. Mülkiyet hakkı, ancak kamu yararının bulunduğu hallerde sınırlandırılabilir veya tamamen kaldırılabilir. Ne var ki, bu sınırlandırma veya kaldırma gerçekleştirilirken; T.C.Anayasasının 90/5.maddesi ile iç hukukun üstünde sayılan AİHS Hükümleri gereğince AİHM tarafından oluşturulan 30.5.2006 tarih 1262/02 sayılı kararda ifade edildiği üzere; "... bir kişiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin...","kamu yararına meşru bir amaç gütmesi gerektiği...",bu önlem alınırken "... başvurulan yollar ve gerçekleştirilmesi amaçlanan hedef arasında makul bir oransallık ilişkisi olması gerektiği...", kişinin "... kişisel ve haddinden fazla yük taşıma zorunda kalması halinde gerekli dengenin kurulamayacağı..." açıktır. Diğer bir anlatımla, kamu yararı ile mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin hakkı arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet dengesini Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır. sağlayacak bir oranın kurulması asıldır. Somut olayda; dava konusu taşınmaz orman olarak sınırlandırılmış, malikin mülkiyet ve tasarruf imkanı ortadan kaldırılmıştır. Nitekim, AİHM de Çetiner ve Yücetürk –Türkiye 22 Eylül 2009 tarih, 24620/04 sayılı kararı ve 23 Mart 2010 tarih, 2150/05 sayılı kararlarında, bir taşınmazın kamu orman arazisi olarak vasıflandırılmasıyla birlikte malikin mülkiyet hakkını kullanmasına yönelik bir müdahalenin olduğunu ve bu vasıflandırmanın söz konusu taşınmazın tasarruf nisabını önemli ölçüde azaltan bir etki oluşturduğunu, malikin arazisinden gerçek anlamıyla istifade edemediğini ve her anlamda mülkiyet hakkının içini boşaltan bir etki yarattığını kabul etmiştir. Davacının taşınmazı orman olarak sınırlandırıldığı ve taşınmazdan yararlanma ve tasarruf etme hakkı kısıtlandığı halde, tapusu davacı üzerinde diye tazminat talebinin reddi, Ek 1 nolu Protokolün 1.maddesi ile AİHS'nin 6. maddesine aykırıdır. Bu nedenle, Orman olarak sınırlandırılan ve tapusu halen davacı üzerinde bulunan taşınmazın eylemli orman alanı olarak kullanılan bölümde kaldığından taşınmaza Orman Genel Müdürlüğü tarafından fiilen el atıldığı ve böylece kamulaştırmasız el atma olgusunun da gerçekleştiği sabit olduğundan bedelinin ödenmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Ancak; 1) Dava konusu taşınmaz orman sayılan yerlerden olup, orman sınırları içerisinde bulunması nedeniyle davacının taşınmazlardan yararlanma ve tasarruf etme hakkı kalmadığından, ayrı bir tüzel kişiliği bulunan Orman Genel Müdürlüğü davaya dahil edilip onun yönünden davanın kabulüne, Hazine hakkındaki davanın ise husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
2) Dava konusu taşınmaz mal, tarım arazisi niteliğinde kabul edilip ekilebilir net ürün gelirine göre değer biçilmesi gerekirken, kapama meyve bahçesi olarak değer biçen bilirkişi kurulu raporu esas alınmak suretiyle karar verilmesi, Doğru görülmemiştir. Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 03.06.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

ANCAK, bu aşama itibariyle, orman şerhi konulan taşınmazlarla ilgili olarak, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin görüşü netleşmiş ve sonuç itibariyle, hukuki nitelemenin kamulaştırmasız el atma olduğu ve yasal hasımın da Orman Genel Müdürlüğü olduğu belirlenmiştir. İlgili daireden verilen son kararlar, bu merkezdedir.

Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim bir husus ise şudur: Bu kapsamdaki olaylar için, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular sonucu verdiği emsal kararların gerekçelerinde, "orman şerhi" de, TMK 1007 kapsamında değerlendirilmektedir. Anayasa mahkemesi kararları teoride, tüm mahkemeleri bağlayıcı nitelikte olsa da, Yargıtay 5. Hukuk Dairesince bu husus, güncel durum itibariyle TMK 1007 değil, kamulaştırmasız el atma hukuki nitelemesi kapsamında değerlendirilmektedir.
Mevcut durum, kamulaştırmasız el atma olduğu için, 09.10.1956 tarihinden sonra konulmuş orman şerhleri için zamanaşımı problemi söz konusu değildir. Ancak burada, yasadan kaynaklı özellikli bir durum mevcuttur. 09.10.2956 tarihinden sonra ancak 04.11.1983 tarihinden önce konulmuş orman şerhlerinde, her ne kadar yasa, uzlaşmak için idareye başvuruyu dava şartı olarak kabul etmiş ise de, bu hususta Yargıtay 5. Hukuk Dairesi ve Yargıtay 8. Hukuk Dairesi kararları arasında görüş farklılığı bulunmaktadır. Yargıtay 5. Hukuk Dairesine göre, uzlaşma başvurusu dava şartı değildir ve bu şekilde değerlendirilmesi, hak arama hürriyetinin ihlalidir. Yargıtay 18. Dairesi ise, bu hususu dava şartı saymakta ve davanın esasına girmemektedir. Durum bu merkezde iken, dava açacakların dikkat etmesi gereken husus, tapu kaydının bulunduğu şehrin, Yargıtay 2015 yılı görev dağılımına göre hangi dairenin kapsamında kaldığına dikkat etmeleridir.
Değinmemiz gereken bir diğer husus ise, taşınmaz değerinin tespiti hususudur. Bu konuda emsal olan ilk karar sayılabilecek, en üst tarafta bulunan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin görüşü, güncelliğini yitirmiştir. Orman şerhinin tapunun değerini ne kadar etkileyeceği hususunun irdelenmesinden vazgeçilmiş, tapunun hukuki kıymetini yitireceği kabul edilerek, kamulaştırma hesaplamalarındaki yöntemin aynen uygulanmasına gidilmiştir. Taşınmazın tarla veya arsa olmasına göre hesaplama yapılmaktadır.
Yukarıda izah etmeye çalıştığımız hukuki problem, sadece ve sadece kesinleşmiş orman sahasında kalan ve tapu kaydına orman şerhi düşülmesine rağmen tapusu iptal edilmemiş tapulu taşınmazlar ile ilgilidir. Tapusu, orman olarak iptal edilmiş ya da 2/B çalışmaları sonucu tapulu taşınmazı üzerine eylemli orman şerhi konulmuş taşınmazların hukuki değerlendirmeleri farklıdır. Vakit bulduğumda, bu konular üzerinde de emsal kararlarımız ile beraber sade ve açıklayıcı yazı yazacağım.
Son olarak, emsal olarak fayda sağlayacağını düşünerek, orman şerhi sonrasında açmış olduğumuz tazminat davasına müteakip, orman idaresi tarafından açılan tapu iptal davası ile ilgili olarak emsal yerel mahkeme kararını aşağıya kopyalıyorum:


EMSAL YEREL MAHKEME GEREKÇELİ KARARI :
T.C.
KARAMÜRSEL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Esas-Karar No: 2013/490 Esas - 2015/35 Karar
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C. KARAMÜRSEL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO: 2013/490 Esas
KARAR NO: 2015/35
HAKİM: S. A. B. 107652
KATİP: M. A. 128530
DAVACI-KARŞI DAVALI/(LAR): A. E. E. - Kadıköy/ İSTANBUL
VEKİLİ: Av. ÖZGÜR ERAY TAŞ - Sapanca/ SAKARYA
DAVALI-KARŞI DAVACI/(LAR): ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ - ANKARA
VEKİLİ: Av. B. P. I. - Gölcük Orman İşletme Müdürlüğü ... Gölcük/ KOCAELİ
DAVALILAR : 1- HAZİNEYE İZAFETEN KARAMÜRSEL MALMÜDÜRLÜĞÜ - Karamürsel
2- G. B. -Ataşehir/ İSTANBUL
3- A. G. -Kartal/ İSTANBUL
DAVA: Tazminat (Tapunun Haksız Ele Geçirilmesi Nedenli), Tapu İptali Ve Tescil (Taşınmazın Orman Niteliğinin Çekişmeli Olması Nedeniyle)
BİRLEŞTİRİLEN DOSYA : Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/389 Esas 2015/31 Karar sayılı dosyası
DAVA TARİHİ: 07/11/2013
KARAR TARİHİ: 23/01/2015
GEREKÇELİ KARARIN YAZIM TARİHİ: 10/02/2015
Mahkememizde görülmekte bulunan Tazminat (Tapunun Haksız Ele Geçirilmesi Nedenli),
Tapu İptali Ve Tescil (Taşınmazın Orman Niteliğinin Çekişmeli Olması Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı - karşı davalı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Kocaeli ili, Karamürsel ilçesi, Kayacık Mahallesi, 32 ada, 5 parselde kayıtlı 64,537 m2 lik taşınmazın 50,000 m2 lik kısmını satın aldığını, müvekkili tarafından taşınmazda bulunan hissesi yönünden çalışmalar yapmak amacı ile tapu dairesinden kayıt almak istemesi üzerine tapu kaydında 2001 yılında taşınmaz üzerine orman şerhi konulduğunu öğrendiğini, bu durumu öğrenmesinden sonra Orman İşletme idaresinden alınan bilgiye göre taşınmazın bulunduğu yörede orman kadastro çalışmalarının yapıldığı ve taşınmazın büyük bir bölümünün kesinleşmiş orman sınırları içerisinde kaldığını, kesinleşmiş orman tahdit çalışmaları üzerinden yasal 10 yıllık dava açma süresinin geçtiğini, tapu kaydının orman sınırları dahilinde kalan bölüm yönünden kendiliğinden hükümsüz kaldığını, bu durum karşısında müvekkilinin mülkiyet hakkının ihlal edildiğini, müvekkilinin taşınmazda hissesinin tamamının orman olmadığını, müvekkilinin ne kadarlık hissesinin ormanda kaldığının ve ne kadarlık hissesinin iptal edilmesi gerektiğinin bilirkişi raporu ile tespit edileceğini, ileride gerçek değerini bildirmek kaydı ile şimdilik 10.000,00 TL 'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 07/02/2014 havale tarihli dilekçesi ile Orman Genel Müdürlüğünü davaya dahil etmiştir. Davalı maliye hazinesi cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazda şerh talebinin Orman Genel Müdürlüğü tarafından yapıldığını, davanın Orman Genel Müdürlüğü 'ne yöneltilmesi gerektiğini, ayrıca davanın süresi içinde açılmadığını, dava konusu taşınmazın özel mülkiyete konu olmasının mümkün olmadığını, haksız ve dayanaksız olarak açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı- karşı davacı Orman Genel Müdürlüğüvekili cevap dilekçesinde; davada adli mahkemelerin yetkisi olduğunu, öncelikle görev yönünden karar verilmesine, ayrıca dava konusu taşınmaz yönünden tapu iptali ve tescil davası açılmadan tazminat talep edilemeyeceğini, dava konusu taşınmazın maliye hazinesi mülkiyetinde olduğunu, davada tarafın maliye hazinesi olması gerektiğini, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizin birleştirilen 20014/389 esas sayılı dosyası ile,davacı- karşı davalı Orman Genel Müdürlüğüvekili dava dilekçesinde;Kocaeli ili, Karamürsel ilçesi, Kayacık MAh., Çamlık mevkiinde kain 32 ada, 5 parselde bulunan taşınmazın tapuda davalılar adına kayıtlı olduğunu, müvekkili kurum tarafından yapılan inceleme ve hazırlanmış olan inceleme raporu neticesinde dava konusu taşınmazın güneyindeki A harfi ile gösterilen yaklaşık 60772 m2 lik alanın devlet ormanı içerisinde kaldığını, B harfiyle gösterilen 3765 m2'lik kısmının orman sayılmayan yer olarak tespit edildiğini, Tek Genel müdürlüğü tarafından 4151 m2'lik sahada 04/09/1973 tarihli irtifak hakkı bulunduğunu, tapu kayıtları incelendiğinde bütün taşınmaz üzerinde Tek Genel Müdürlüğü'nün irtifak hakkı şerhi ile davalılardan A. G.'ın payı üzerinde çeşitli icra müdürlüklerinin haciz şerhleri ve E. P. Dağıtım Tic. Aş.'nin de ipotek şerhinin olduğunu, bu kapsamda mahkeme tarafından ilgili yerlere davanın ihbarını, davanın neticesinde tapunun iptal edilmesi halinde haciz, irtifak ve iptek şerhlerinin orman olan kısım üzerinden kaldırılmasını talep ettiklerini, bu nedenlerle dava konu taşınmazın orman sınırda kalan 60772 m2'lik kısmının tapu kayıt malikleri adına olan tapusunun iptaline, davalıların taşınmazlara olan müdahalesinin önlenmesine, taşınmaz üzerinde bulunan irtifak hakkı,haciz ve ipotek şerhlerinin orman olarak tespit edilen yerin tapusu üzerinden kaldırılmasına, taşınmazın kısmen orman vasfıyla maliye hazinesi adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleştirilen mahkememizin 2014/389 esas sayılı dosyasında davalı A. E. E. cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın adına kayıtlı olduğunu, kesinleşmiş orman tahdit sınırları içersinde kalmasından dolayı davacı Orman Genel Müdürlüğü'ne karşı Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/490 esas sayılı dosyası ile tazminat davası açtığını, davacı idarenin iş bu davayı gereksiz yere açtığını, diğer davalılar yönünden davanın yürütülmesinde herhangi bir yasal engelin bulunmadığını, öncelikle derdestlik nedeniyle davanın reddine karar verilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise kendisi ile ilgili bölümün tefrik edilerek 2013/490 esas sayılı dosyasıyla birleştirilmesine karar verilmesini, bu durumun tamamen devletin kusuru nedeniyle gerçekletiğini, bu nedenlerle dava şartı yokluğundan tarafı yönünden davanın reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleştirilen mahkememizin dosyasında diğer davalılar usulune uygun tebligata rağmen cevap vermemiştir. Mahkememizce gerekli araştırmalar yapılmış, ilgili kayıtlar celp edilmiş, dava konusu taşınmazda keşif yapılarak bilirkişi raporu alınmıştır. Mahkememiz tarafından yapılan keşif sonucu alınan 16/10/2014 tarihli fen bilirkişi raporuna göre, bilirkişi raporunda A harfi( 32389,00 M2 ) ve B harfi ( 28383,00 M2 ) ile gösterilen taşınmazın orman arazisi olduğunu beyan etmiştir. Yine mahkememiz tarafından alınan 30/10/2014 tarihli bilirkişi raporuna göre dava konusu taşınmazın 60,772,00 M2 lik bölümünün 14/09/2014 tarihinde ilan edilerek kesinleşen orman kadastro sınırları içerisinde bulunduğu ve tamamen orman ağaç ve ağaçlıkları ile kaplı olduğu, memleket haritasında yeşil alanda orman olarak göründüğü, 3116 sayılı yasaya göre orman tahdidi bulunmadığını ancak öncesinden beri orman vasfını koruduğu, başka bir amaçla kullanıldığını gösteren her hangi bir bulguya rastlanılmadığını beyan etmiştir. Yine mahkememiz tarafından alınan inşaat ve ziraat bilirkişi raporuna göre, dava konusu taşınmazın orman sınırları içinde kalan ve davacının hissesine düşen taşınmazın değerinin 2.073.108, 65 TL olarak tespit edilmiştir, 05/01/2015 havale tarihli ek bilirkişi raporunda davacının hissesine düşen kısmın değeri irtifak hakkının yapmış olduğu değer kaybı düşülerek 2.026.538,71 TL olacağı bildirilmiştir. Davacı vekili mahkememize vermiş olduğu 03/12/2014 tarihli dilekçesi ile dava değerini 2.027.500,26 TL olarak düzeltme talebinde bulunmuştur. Davaya konu Karamürsel ilçesi Kayacık Mah 32 ada 5 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydı incelendiğinde taşınmazın bir bölümünün üzerine 16/10/2001 tarihinde orman olduğuna dair şerh konulduğu anlaşılmıştır. Tüm dosyalar, bilirkişi raporları, tapu kayıtları bir bütün halinde incelendiğinde, davaya konu taşınmazın üzerine 16/10/2001 tarihinde orman olduğuna dair şerh konulduğu ancak halen tapu kaydının iptal edilmediği, davacının dava konusu taşınmazın bir kısmını satış yoluyla 10/06/1982 yılında edindiği anlaşılmıştır. Mülkiyet hakkı, gerek anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleriyle kabul edilmiş temel haklardandır. Kamu yararı ile mülkiyet hakkında kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin hakkı arasında makul, kabul edilebilir hak ve adalet dengesini sağlayacak bir oranın kurulması asıldır. Somut olayda dava konusu taşınmaz orman olarak sınırlandırılan ve tapusu halen davacı üzerinde bulunan taşınmazın eylemli orman alanı olarak kullanılan bölümden kaldığından taşınmaza Orman Genel Müdürlüğü tarafından el atıldığı, böylece kamulaştırmasız el atma oluğusunun gerçekleştiği değerlendirilerek asıl davadabilirkişilerce tespit edilen 2.026.538,71 TL tazminatın Orman Genel Müdürlüğünden alınarak davacıya verilmesine, birleşen dosyadada davaya konu taşınmazın A+B harfleri ile gösterilen 60.772,00 M2 lik bölümün orman alanı içerisinde kalması nedeniyle orman vasfı ile hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle,
1-Asıl davada davacının davasının KISMEN KABULÜ İLE,
a-) 2.026.538,71 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte Orman Genel Müdürlüğünden alınarak davacıya verilmesine,
b-) Davalı hazineye karşı açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE,
2-)Birleşen davada davacının davasının KABULÜ ile,
a-) Dava konusu Karamürsel ilçesi Kayacık mah. 32 Ada5 Parsel sayılı taşınmazın davalılar A E E, G B ve A G adına olan tapu kaydının 16/10/2014 tarihli fen bilirkişi raporunda A+B harfleri ile gösterilen toplam 60772,00 m2'lik kısmının İPTALİ ile, orman vasfı ile hazine adına tapuya KAYIT VE TESCİLİNE,
3-a-) Mahkememizin iş bu dosyasında alınması gereken 27,70 TL harçdan peşin alınan harcın mahsubu ile bakiye142,60 TL harcın kararın kesinleşmesine mütakiptalep halinde davacı A E E'e iadesine,
b-) Mahkememizin birleştirilen 2014/389 esas sayılı dosyasında peşin alınan harcın mahsubu ile bakiye 2,50 TL harcın davacı Orman Genel Müdürlüğünden alınarak hazineye irat kaydına,
4-a-) Mahkememizin iş bu dosyasında davacı tarafından yapılan 1.141.50 TL mahkeme masrafının davalı Orman İşletme şefliğinden alınarak davacıya verilmesine,
b-) Mahkememizin birleştirilen dosyasında davacı Orman idaresi tarafından yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına,
5- a-) Davacı A E E kendisini vekille temsil ettirdiğinden avukatlık ücret tarifesi gereğince ... TL vekalet ücretinin davalı Orman Genel Müdürlüğünden alınarak davacı A E E'e verilmesine,
b-) Davalı Orman Genel Müdürlüğü kendisini vekille temsil ettirdiğinden avukatlık ücret tarifesi gereğince ... TL vekalet ücretinin davalılar A E E, G B, A G'dan alınarak davacı Orman Genel Müdürlüğüne verilmesine, Dair davacı vekilinin, davalı vekilinin, davalı temsilcisinin yüzüne karşı diğer davalıların yokluğunda tebliğden itibaren 15 gün içinde temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkca okunup üsulen anlatıldı.23/01/2015
Katip 128530 Hakim 107652

Yine, emsal bir karar olarak, Yargıtay temyiz ve Yargıtay karar düzeltme aşamalarından geçerek kesinleşmiş bir dava dosyamızın kararlarını da aşağıya ekliyorum. Aşağıdaki olayda da, tapu iptal edilmemiştir ancak, davanın açıldığı dönem, bu kapsamda açılan davaların çok yeni olması nedeniyle, Yargıtay 5. Hukuk Dairesince, yasal hasım hazine kabul edilerek, TMK 1007 kapsamında değerlendirme yapılmıştır. Başka bir ifade ile, bugünkü değerlendirmeden farklı bir değerlendirme ile kesinleşmiş aşağıdaki karar verilmiştir :

GEREKÇELİ YEREL MAHKEME KARARI :
T.C.
SAPANCA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Esas-Karar No: 2011/232 Esas - 2012/187 Karar
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C. SAPANCA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO: 2011/232 Esas
KARAR NO: 2012/187
HAKİM: İ K 39784
KATİP: Ö A 99402
DAVACI : N E - İSTANBUL
VEKİLLERİ: Av. ÖZGÜR ERAY TAŞ – Sapanca/SAKARYA
Av. HATİCE BALLI - SAKARYA
DAVALI : HAZİNEYE İZAFETEN SAPANCA MAL MÜDÜRLÜĞÜ –Sapanca/ SAKARYA
VEKİLİ: Av. R Ö - Sakarya Defterdarlığı Merkez/ SAKARYA
DAVA: Tazminat
DAVA TARİHİ: 18/07/2011
KARAR TARİHİ: 03/05/2012
Mahkememizde görülmekte bulunan tazminat davasının açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı N E vekili Av. Özgür Eray TAŞ 11.07.2011 tarihli dava dilekçesinde; davacı/müvekkilinin Sakarya ili Sapanca ilçesi Dibektaş köyünde bulunan 9060 m² yüzölçümündeki 322 nolu parseli, 3. Şahıstan tapuda satış suretiyle 11.02.1988 yılında devraldığını, satış işlemi yapılırken tapuda hiçbir kısıtlamanın bulunmadığını, davacı/müvekkilinin söz konusu taşınmaza 17.07.1991tarih ve763 yevmiye no ile satılamaz şerhinin konulduğunu sonradan öğrendiğini, bu durumla ilgili Sapanca Kadastro Mahkemesi'nde tespite itiraz davası (Sapanca Kadastro Mahkemesi'nin 11.09.1995 tarih ve 1994/185E. - 1995/93K.) açtığını ve davanın reddedildiğini, yine Sapanca Asliye Hukuk Mahkemesi'nde (Sapanca Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 05.04.2001 tarih ve 1999/140E. - 2001/56K.) müdahalenin önlenmesi ve muarazanın giderilmesi davası açtığını, davanın reddine karar verildiğini ve kararın 21.04.2010 tarihinde kesinleştiğini, dava dilekçesi ekinde sundukları Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 16.5.1956 gün ve 1954/1E. - 1956/7K. sayılı kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1.6.1988 gün ve 1987/805E. - 1988/445K. sayılı kararı, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 28.2.1984 gün ve 1984 / 1206E. - 1984/2145K. sayılı kararlarında "Mülkiyete ve ayni hakka ilişkin davalarda dava zamanaşımı söz konusu olmaz" denmek suretiyle, dava konusu tazminatın doğrudan doğruya mülkiyet hakkı ihlali sebebiyle olması nedeniyle iş bu davada zamanaşımı olmayacağı konusunda yargı birliği sağlandığını, işbu davanın konusunun, mülkiyet ihlaline dayalı tazminat olduğundan, alacak haklarına ilişkin genel zamanaşımı hükmünün (BK m.125) uygulanmasının, AİHS ve AİHM kararına da uygun olmayacağını, evrensel hukukta, mülkiyet hakkının "zaman ötesi" bir niteliğinin bulunduğunu, Türk Hukukunda, kamu yararı amacıyla mülkten yoksun bırakan önlem dendiğinde, akla kamulaştırma yada kamulaştırmasız el koyma düşünülmekte olduğunu, bu müesseselerde dahi zamanaşımının ve hak düşürücü sürenin söz konusu olmayıp, 2942 sayılı yasanın 38. maddesindeki hak düşürücü sürenin, Anayasa Mahkemesi'nce iptal edildiğini, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı gerekçesinde, mülkiyet hakkının niteliği konusunda oldukça doyurucu açıklamalar olduğunu, mülkiyet hakkının "zaman ötesi" niteliğinin vurgulandığını,davacı/müvekkilinin taşınmazının bulunduğu yörede aşağıda arzettikleri şekilde işlemler yapıldığının tespit edildiğini, ilk orman tahdidinin 1965 yılında yapıldığını ve söz konusu taşınmazın orman tahdidi içerisinde bırakıldığını ve tahdidin kesinleştiğini, bilahare 1974 yılında genel arazi kadastrosu yapıldığını ve kesinleşmiş orman tahdit sınırı dikkate alınmadan davaya konu taşınmaza tapu kaydı düzenlendiğini ve söz konusu tapuya idare tarafından hiçbir itiraz olmadığından kesinleştiğini, bilahare 1989 yılında aplikasyon ve 2/B çalışmaları yapıldığını ve taşınmazın 2/B olmadığı, kesinleşmiş orman tahdidi içinde kaldığının bir kez daha netlik kazandığını, 1965 yılında yapılan orman tahdit işlemlerinin 1974 yılında yapılan arazi kadastro işlemleri ile örtüştürülseydi, ya da bu yanlışlık nedeniyle iptal davası açılmasa dahi orman şerhi o zaman konulsaydı, davacı/müvekkilinin söz konusu taşınmazı satın almayacak olduğunu, davalı tarafın söz konusu zarardan sorumlu olmasının da yasa gereği olduğunu, durum böyle iken, devletin kesinleşmiş orman tahdidi içerisinde kalan alana tapu vererek ve gerekli denetim ve işlemleri zamanında yapmayarak davacı/müvekkilinin zararına sebebiyet verdiğini, devletin buradaki sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğunu, dava dilekçesi ekinde sundukları 20.HD'nin 12.12.2009 tarih ve 2009/11670E. - 14572K. Sayılı kararında açıkça görüleceği üzere, "...orman kadastrosunun kesinleşmesiyle taşınmaz kamu malı niteliğini kazanıp mülkiyetin hazinene geçtiği, mahkemece verilecek iptal kararının yenilik doğuran, mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, mevcut durumunu saptanıp hukuksallaştıran, açıklayıcı bir hüküm olacağı ve başlangıcından itibaren yolsuz ve geçersiz olan tapu kandının ...."denilmekle, tapu kaydı iptal edilmese dahi, hukuken geçersiz olduğundan işbu davayı açma zorunluluğunun ortaya çıktığını, şu durum itibariyle davacının, taşınmazını kullanamadığını, başka bir ifade ile, mülkiyet hakkının her açıdan kısıtlandığını, mevcut AHİM kararları ve dilekçe ekindeki emsal Yargıtay kararları dikkate alındığında, hazinenin makul bir tazminat ödemesi gerektiğini, yine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 13.4.2010 gün ve 2009/3819E. - 2010/4309K. sayılı kararında da; " ...Mülkiyet hakkı sahibinin tapusunun orman sınırları içinde kaldığı saptanarak kesinleşen yargı kararı ile mülkiyet hakkından yoksun kalan davacının, mülkiyet hakkının, Anayasanın 35/1 ve Medeni Kanunu'nun 683. maddeleri ile iç hukuk yönünden, AİHS Ek Protokol 1. Maddesi gereğince de, uluslararası hukuk yönünden güvence altına alınmış haklardan olması ve anayasanın 35/2 ve 3. maddeleri gereğince mülkiyet hakkı ancak, kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği ve mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağından, öte yandan ormanlar kural olarak özel mülkiyet alanı dışında ve özel mülkiyete konu olamayacak kamu malları olması, zamanaşımı yoluyla kazanılması ve haczedilmesi mümkün olmadığından, bu özelliklerinden dolayı Anayasa'nın 169. maddesi, 90/5 maddesi gereğince AHİS ve AİHM kararları doğrultusunda, mülkiyet hakkının bir bölümünden veya tamamından yoksun bırakılan kişinin mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında makul, kabul edilebilir hak ve adalet dengesini sağlaıyacak bir oran kurulmasının zorunlu olduğu, mülkiyet hakkı sahibine tazminat niteliğinde bir bedel ödenmesi gerektiği, tazminat ödenmesinin yasa dışı bir işlemden değil, hak ve adalet dengesinin sağlanmasından kaynaklandığından, taşınmazın tam değerinin karşılanmasının da gerekli olmadığı, adil bir tazminata hükmedilmesi gerektiği Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi gereğince, devletin hak ve adalet ölçüsünde belirlenecek uygun bir tazminat ile sorumlu tutulması gerektiğini belirterek" 6831 Sayılı Yasanın 2/B maddesi nedeniyle mülkiyet hakkından yoksun bırakılan kişilerin açtıkları tazminat davalannda, AİHM kararları doğrultusunda hükümler oluşturduğunu ve bu konuda yargı birliği sağlandığını, davacı/müvekkiline ait tapu kaydının hukuki geçerliliğini yitirmiş olmasına rağmen, hazine tarafından tazmin olgusunun şimdiye kadar gerçekleştirilmediğini, yukarıda açıkladıkları nedenlerle işbu tazminat davasını açmaları gerektiğini, yukarıda açıkladıkları nedenlerle; dava kabulü ile fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydı ile şimdilik 10.000,00TL. bedelin, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile beraber tüm yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraftan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Maliye Hazinesi vekili Av. Salih EROL cevap dilekçesinde; davacı tarafından Sapanca ilçesi Dibektaş köyünde kain 322 parsel sayılı taşınmazın satışı esnasında tapuda hiçbir kısıtlama bulunmadığı ancak satışından sonra ise orman şerhinin konulduğu ve bu sebeple davacının oluştuğu iddia edilen zararının giderilmesi gerektiğinden bahisle maddi tazminat talebiyle işbu davanın açıldığını, taşınmaz üzerine tapu kaydında orman şerhi konulması hususunda Orman İdaresinin yetkili ve sorumlu olduğunu,şerhin süresinde konulmaması bakımından Hazine'ye herhangi bir mesuliyet yüklenemeyeceğini, kadastro kayıtları ile tapu kayıtları arasındaki uyumsuzluğun müsebbibinin Hazine olmadığını, dava konusu taşınmazın tapu kaydında orman şerhi bulunması ve taşınmazın orman sınırları içerisinde kalmasının, bu şerhin konulması ve kaldırılmasındaki tüm yetkinin Orman İdaresine ait olması hasebiyle davanın müvekkili idare açısından husumet yönünden reddi gerektiğini, AİHS 1 No'lu Ek Protokolün 1. maddesinin mülkiyetin malikten alınması veya diğer müdahaleler için herhangi bir tazminat hakkını açıkça düzenlemediğini, bu maddeye göre; mal ve mülk dokunulmazlığına müdahale için; kanun tarafından öngörülmüş olması, kamu yararının amaçlaması, demokratik bir toplumda gerekli olması şartlarının var olması gerektiğini, Sapanca Kadastro Mahkemesi'nin 1994/185E. - 1995/93K. ile Sapanca Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1999/140E. - 2001/56K. sayılı red kararları ile zaten kanunilik ve kamu yararı şartlarının gerçekleştiğinin kesinlik kazandığını, orman sınırları içerisinde kalan bir yere özel mülkiyet verilemeyeceğinden gereklilik şartının da gerçekleştiğini ve dolayısıyla sözleşme şartlarının ihlal edilmediği kanısında olduklarını, her ne kadar açılan davanın reddi gerekmekte ise de, yargılama neticesinde Mahkeme aksi kanaate varacak olsa dahi, davacının tapusunun iptalinde kamu yararının bulunması, taşınmazın kamuya ait alanda yer alması ve davacının taşınmazı uzun bir süre kullandığı da değerlendirilerek bedelin belirlenmesinde Borçlar Kanunu'nun 43 ve 44. maddeleri gereğince indirim yapılarak tazminat miktarının belirlenmesi gerektiğini, işbu davanın açılmasına müvekkili idarenin sebebiyet vermediğinin de gözetilerek hak ve nesafet kuralları çerçevesinde adilane bir karar verilmesi gerektiğini, yukarıda arz ve izah ettikleri sebepler ışığında, davaya ilişkin beyan ve itirazlarının kabulü ile davanın öncelikle husumet yönünden reddine, daha sonra ise esastan reddine ve yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini savunmuştur. Davacı vekili Av. Özgür Eray TAŞ 23.03.2012 tarihli bilirkişi raporuna karşı beyanlarını ve ıslah beyanlarını içerir dilekçesinde; mahkemece yapılan keşif sonrasında, taşınmazla ilgili olarak bilirkişilerce değer tespiti yapıldığını ve dosyaya rapor sunulduğunu, hazırlanan raporu kabul ettiklerini, yerel mahkeme kararları ve emsal AİHM kararları dikkate alındığında, taşınmazların tespit edilen rayiç değerlerinin %20'si oranında indirim yapılarak hüküm verilmekte olduğunu, açıklanan nedenle, dosyaya sunulan raporda belirtilen değer esas alınarak, %20 indirimli değeri üzerinden davayı ıslah ettiklerini, açıkladıkları nedenle, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak, davayı 362.400,00TL. üzerinden ıslah etiklerini, açıkladıkları nedenle, raporu kabul etmekle davayı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak yukarıda belirtilen değer üzerinden ıslah ettiklerini bildirmiştir. Davacı vekiliek rapor talepli 05.04.2012 tarihli dilekçesinde; Yargıtay 20. H.D'nin 2011 ve 2012 tarihli kararlarında, tapu kaydında "tarım arazisi" yazan taşınmazların değer tespitinin, "net gelir hesabı" yöntemi ile yapılması gerektiğine değinildiğini, bu nedenle aşağıda açıklayacağımız hususlar ve ekte sunulu Yargıtay kararları dikkate alınarak, duruşma günü beklenmeksizin ziraatçı bilirkişiden ek rapor alınmasını talep ettiklerini, her ne kadar Yargıtay'ın arazi değerleme sistemini kabul etmeseler de (taşınmazın etrafında bulunup orman tahdidi dışında kalan tüm taşınmazların arsa vasfında olduğunu ve bu taşınmazın da orman olmasa idi arsa vasfında olacak olduğunu, dolayısıyla bu konuya ilişkin itirazlarını ve haklarını AİHM'nde ileri sürmek üzere saklı tuttuklarını), kararların yerleşmiş olduğundan, Yargıtay'ın kabul ettiği sistem doğrultusunda ek rapor alınmasını talep ettiklerini, Yargıtay'ın yerleşik uygulaması gereği,tarım arazisinin değerini belirlemede esas alınacak gelirin tespitinde, çevrede yetiştirilmesi mutad ürünlerin saptanması ve bunların münavebeye alınmak suretiyle (dönüşümlü olarak) ortalama verim, fiyat ve giderlerinin dikkate alınması gerektiğini, bu bilgiler ışığında, taşınmazın bulunduğu Sapanca Dibektaş bölgesinde mutad sayılabilecek ürünlerin "fındık - mısır - elma - armut - kestane" olduğunu, dolayısıyla bu ürünler dikkate alınarak değerleme yapılması gerektiği kanaatinde olduklarını, ayrıca bilirkişi tarafından bölgenin sulu tarım arazisi mi, kuru tarım arazisi mi olduğunun belirlenmesi gerektiğini, ayrıca kapitalizasyon faizi oranı tespit edilirken, "ulaşım yoluna yakınlık, iyi sağlık koşulları, ulaşım kolaylığı, arazinin tek bir parça olması, toprağın düzgün olması, araziden kadastro geçmiş olması, araziye olan talep yoğunluğu, dinlenme gibi amaçlar için elverişli olması" hususlarının dikkate alınması gerektiğini, açıkladıkları nedenlerle, duruşma günü beklenmeksizin ziraatçi bilirkişiden ek rapor alınmasını talep ettiklerini bildirmiştir. Yapılan yargılama toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde; Dava, tapu sicilinin tutulmasından dolayı uğranılan zararın, Devletin sorumluluğuna ilişkin Madeni Yasa'nın 1007. maddesi gereğince, ödetilmesi istemine ilişkindir. Davacı taraf, tapu sicilinde adına kayıtla bulunan3. şahıstan tapuda satış yoluyla devraldığı Sakarya ili Sapanca ilçesi Dibektaş köyünde kain 9060 m² yüzölçümündeki 322 nolu parsel sayılı taşınmazın tapu kaydına taşınmazı satın aldıktan (11.02.1988) sonraki bir tarihte (17.07.1991) Orman İdaresi tarafından satılamaz şerhi konulduğunu, şerhin kaldırılması için açtığı davaların taşınmazın kesinleşmiş orman sınırları içerisinde kaldığından bahisle reddedildiğini, orman idaresince konulan bu şerh nedeni ile mülkiyet hakkının her yönden sınırlandığını ve tapunun hukuken geçersiz hale geldiğini belirterek uğradığı zararın ödetilmesini talep etmiştir. Davalı taraf; tapuya şerhin düşülmemesinden ya da geç düşülmesinden Hazine'nin değil, orman idaresinin sorumlu tutulması gerektiğini bu nedenle davanın husumetten reddi gerektiğini, somut olayda mülkiyet hakının ihlal edilmediğini, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Davacı davasında haklıdır, şöyle ki; Davaya konu taşınmaz Sakarya ili Sapanca ilçesi Dibektaş köyünde kain 9060 m² yüzölçümündeki 322 parsel sayılı taşınmaz olup davacı taşınmazı satış yoluyla 11.02.1988 tarihinde satın almış, bu tarihten sonra ise 17.07.1991 tarihinde Orman İdaresi'nce taşınmazın kesinleşmiş orman sınırları içerisinde kaldığından bahisle taşınmazı tapu kaydına satılamaz şerhi konulmuştur. Taşınmazın bulunduğu yörede 1965 yılında yapılan ilk orman tahdidinde dava konusu taşınmaz taşınmaz orman sınırları içerisinde bırakılmış ve tahdit kesinleşmiştir. Yörede 1974 yılında yapılan genel arazi kadastrosunda kesinleşmiş orman sınırları nazara alınmadan işbu taşınmaz hakkında 10.07.1974 tarihli tapulama tutanağı düzenlenerek tapu verilmiştir Yine yörede 1989 yılında aplikasyon ve 2/B ça1ışması yapılmış ve tapulu alanın 2/B olmadığı ve kesinleşmiş orman sınırları içerisinde kaldığı anlaşılmıştır. Ancak taşınmazın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde90,58m²lik kısmının 6831 sayılı yasanın 2/B maddesi gereğince orman sınırı dışarısına çıkartılmış olduğu belirtilmiştir. Kısacası taşınmazın tamamına yakını kesinleşmiş orman sınırları içerisindedir. Öncelikle davalı tarafın, husumet itirazına itibar edilmemiştir. Davacının devletin, kusursuz sorumluluğundan kaynaklanan bir zararının oluştuğunu iddia ederek bu davayı açtığı, davacının bu zararının tazminini Devletten isteyebileceği, Devletin kadastro işlemlerinden kaynaklanan sorumluluğunun da TMK'nun 1007. kapsamında olması gerektiği anlaşıldığından işbu davanın adli yargı yerinde bakılması gerekir. Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarıda bu yöndedir.(Yargıtay HGK'nun 12.11.2003 tarih ve 2003/1-646E. 2003/692K.). Yine kesinleşen orman kadastrosu gereğince orman sayılan yerler hakkında tapu kaydı oluşturarak özel mülkiyete konu edilen yerden dolayı uğranılan zarardan devletin kusursuz sorumluluğu söz konusudur. Bu nedenle husumetin Maliye Hazinesine yöneltilmesi doğrudur.(Yargıtay 4.HD. 13.04.2010 gün ve 2009/8819E. ve 2010/4309K., Yargıtay 13.HD.'nin 02.02.2010 tarih 2009/3120E. - 2010/1096K.) Kesinleşen orman tahdit sınırları içerisinde kalan taşınmazlara ait tapu kayıtları hukuki değerlerini yitirirler. 6831 sayılı yasanın 2/B maddesi gereğince orman sınırı dışarısına çıkartılan taşınmazların mülkiyeti de Maliye Hazinesi'ne aittir. Fen bilirkişisi raporuna göre taşınmazın tamamına yakını kesinleşmiş orman sınırları içerisinde kalmakta olup sadece 90,58m²lik kısmı 6831 sayılı yasanın 2/B maddesi gereğince orman sınırı dışarısına çıkartılmıştır. Esasen bu konuda taraflar arasında uyuşmazlıkta yoktur. Davanın esasına gelince; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 35, 3, 90/5 ve 169. Türk Medeni Kanunu'nun 683 ve 1007. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek Protokol 1/1. maddeleri nazara alındığında; dava konusu taşınmaz kesinleşen orman tahdit sınırları içerisinde kalmasına rağmen kadastro ekibinin hatalı işlemi nedeni ile taşınmaza tapu verilmiştir. Tapuya güven ilkesine dayanarak taşınmazı satın alan davacının uğradığı zararın tazminini talep etme hakkı vardır. Tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan dolayı Devlet sorumludur. Somut olayda, taşınmaz ile ilgili sicilin tutulması ve taşınmaz ile ilgili sınırlama varsa bunları tapu siciline yazdırması gereken davalı Hazine, dava dışı 3. kişi adına tapu kaydı düzenlendikten uzunca bir süre ve davacının taşınmazı satış sureti ile iktisabından sonra, taşınmazın orman niteliğinde olduğuna olduğuna ilişkin tapu kaydında bir sınırlama ve açıklama (şerh) bulunmadığı halde, aynı yerin kesinleşşmiş orman sınırları içerisinde kaldığını belirterek satılamaz şerhi koydurduğundan, bu şerh ile taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakları elinden alınan davacıya hak ve adalete uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür. Davacı taraf lehine hükmedilecek tazminat miktarı, taşınmazın tam değeri değil, karşılıklı hak ve adalet dengesi sağlanarak, bu ölçüde belirlenecek uygun bir bedeldir. (Yargıtay 4.HD. 13.04.2010 gün ve 2009/8819E. ve2010/4309K.). Mahkememizce yukarıdaki ilkeler gözetilerek tazminat miktarı; taşınmazın tapu kaydında "tarım arazisi" vasfında olması nedeni ile "net gelir hesabı" yöntemi ile bilirkişiye hesaplattırılmış, hazırlanan bilirkişi ek raporunda taşınmazın bedelini 237.553,20TL. olarak belirtmiştir. Mahkememizce kök rapordaki hesaplamaya değil "net gelir hesabı" yöntemi ile hazırlanan bilirkişi ek raporuna itibar edilmiştir. Davacı taraf davasını her ne kadar23.03.2012 tarihli ıslah dilekçesinde 362.400,00TL. üzerinden davasını ıslah ettiğini bildirmiş ise de; peşin harcı 237.553,20TL. üzerinden ikmal etmiştir. Bu nedenle dava değeri olarak peşin harcı ikmal edilen kısım yani 237.553,20TL. esas alınmış ve bu değer üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir. Harcın ikmal edilmediği 124.846,68TL.lik kısım yönünden ise davanın işlemden kaldırılmasına (Yargıtay 19.HD.14.12.2007, 2007/5252E. - 2007/11296K.) karar verilmiştir.Açıklanan nedenlerle ağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Ayrıntısı yukarıda açıklandığı üzere;
1- Davacının davasının harcın ikmal edildiği kısım üzerinden kabulü ile; 237.553,20TL. tazminatın davalı Maliye Hazinesi'nden alınarak davacı N E'a verilmesine, hükmedilen tazminatın 10.000,00TL.lık kısmına dava tarihi olan 18.07.2011 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine,
2- - Davacının davasının harcın ikmal edilmediği 124.846,68TL.lık kısım yönünden HMK.nun 150. maddesi gereğince yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına,
3- Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, davacı tarafından peşin olarak yatırılan 148,50 TL ile 3.380,00TL tamamlama harcından oluşan toplam 3.528,50TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran davacıya iadesine,
4- Davacı tarafından yapılan 0,60 TL dosya bedeli, 18,40 TL başvuru harcı, 12,00 TL tebligat posta gideri, 715,00TL keşifve bilirkişi gideri olmak üzere toplam 746,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5- Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
6- Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan ve takdir edilen ... TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7- Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, müracaat bırakılan dava yönünden AAÜT uyarınca hesaplanan ve takdir edilen ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Dair, davacı vekili ile davalı Hazine vekilinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta (HMK.m.345) süre içerisinde mahkememize verilecek temyiz dilekçesi ile Yargıtay da temyizi kabil olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı. 03/05/2012 Katip 99402 Hakim 39784

 

YARGITAY TEMYİZ KARARI :
T.C.
YARGITAY
5. Hukuk Dairesi
ESAS NO: 2012/27126
KARAR NO: 2013/7507
Y A R G I T A Y İ L A M I
MAHKEMESİ: Sapanca Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 03/05/2012
NUMARASI: 2011/232-2012/187
DAVACI: N E Vek.Av.Özgür Eray Taş
DAVALI: Hazineye İzafeten Sapanca Mal Müdürlüğü Vek.Av. R Ö
Taraflar arasındaki tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK'nun 1007. maddesi uyarınca tazmini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili yönünden verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla dosyadaki belgeler okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
- K A R A R –
Dava, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK'nun 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekilince temyiz edilmiştir. Bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Arazi niteliğindeki dava konusu taşınmaza gelir metodu esas alınarak değer biçilip, alınan rapor uyarınca davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde olmadığından usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, davalı Hazine harçtan bağışık olduğundan harç alınmamasına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

YARGITAY KARAR DÜZELTME KARARI :
T.C.
YARGITAY
5. Hukuk Dairesi
ESAS NO: 2013/17482
KARAR NO: 2013/21972
Y A R G I T A Y İ L A M I
MAHKEMESİ: Sapanca Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 03/05/2012
NUMARASI: 2011/232-2012/187
DAVACI: N E Vek.Av.Özgür Eray Taş
DAVALI: Hazineye İzafeten Sapanca Mal Müdürlüğü Vek.Av. R Ö
Taraflar arasındaki tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK.nun 1007. maddesi uyarınca tazmini davasının kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay'ca ONANMASI hakkında Daireden çıkan kararı kapsayan 16.04.2013 gün ve 2012/27126 Esas - 2013/7507 Karar sayılı ilama karşı davalı Hazine vekilince verilen dilekçe ile karar düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosyadaki belgeler okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

-K A R A R-


Dosyada bulunan kanıt ve belgelere, Yargıtay kararında yazılı gerekçelere göre karar düzeltme isteği HUMK'nun 440.maddesinde yazılı nedenlerden hiçbirine uymadığından REDDİNE, idare harçtan bağışık olduğundan harç alınmamasına, H.U.M.K'nun 442.maddesi göz önünde bulundurularak takdiren 218,00-TL. para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Maliye Hazinesine gelir kaydedilmesine 09.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

Okuyuculara ve meslektaşlara faydalı olması dileklerimle.
Av.Özgür Eray TAŞ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir